Sabah beş rutini herkese uygun mu?
Sosyal medya dayatmalarına 5 a.m. club merceğinden sorgulama
Sosyal medyada denk gelmişsindir, sabah rutinlerini öyle allayıp pullarlar ki, yapmayanı dövüyorlar sanırsın.
Ekrana biraz fazla bakacak olursan, dünyadaki bütün kadınların egzersizini aksatmayan, sabah sayfalarını mutlaka yazan, meditasyon, yoga, duş, kahvaltı yapıp güne zımba gibi hazırlanan, kişisel gelişim podcast dinlemeden güne başlayamayan, gününü saat saat planlayan insanüstü varlıklar olduğuna bile inanabilirsin.
Verilen mesaj nettir “sabah rutinlerini aksatma. Ancak o zaman müthiş verimli, kişisel gelişmiş, muhteşem başarılı bir kadın olursun.”
O kalıba girmeye çalışıp olduramayınca da, kendini başarısız ve disiplinsiz hisseder, tükenmişliğin sınırlarında dolaşmaya başlarsın. Yani bir arkadaşım var, o söyledi 🤪 oluyormuş böyle.
Bir gün oturdum, o yukarıdakilerin tamamını hafta içi her sabah yapabilmek için kaçta uyanmam gerektiğini ve bir önceki gece kaçta uyumam gerektiğini hesapladım.
Sabah beşte uyanmam gerekiyor. Sekiz saat uyumuş olmam için de, dokuzda uykuya geçmiş olmam, yani sekiz buçuk gibi yatağa yollanmam anlamına geliyor.
Bu da, akşamları iş sonrası, kendime, aileme, iş gününün ardından evin rutin işlerine ayırabileceğim zamanın ancak iki saat olması demek. Zaten onda yatıyorum diye evin pipilileri tarafından zorbalığa maruz kalıyorum, uyku saatimi daha da öne çekersem, ne olur bilmiyorum.
Hadi yaptım diyelim, hadi ev halkını sallamadım, her sabah beşte uyandım. Her gün her bir rutini tek tek yapmak isteyecek miyim? Yapmak için kendimi zorladım diyelim, nereye kadar sürdürebileceğim ve bu süreç bana iyi gelecek mi? Bilemiyorum Altan! Tam olarak oturmayan bir şeyler var. Mekaniklik var, baskı var gibi… Fikir iyi, ama uygulanabilirliğinde aksayan bir şey var. derken meseleye aydım. Evet ya, bu tam da bir erkeğe göre.
5 a.m. club kitabının yazarı gibi erkekseniz ve hayat döngünüz 24 saatten ibaretse, bilimsel araştırmaların da söylediği gibi günlük uyku ihtiyacınız sekiz değil de 6 saat ise, evet pekala sürdürebilirsiniz.
Ama bizler döngüsel varlıklarız. Hormonlarımız aylık bir döngü içinde tüm hayatımızı yöneten orkestra şefleri gibi. Bu hafta menstrual fazdaysan, dinlenmek ve bırakmak iyi gelirken, bir hafta sonra müthiş enerjik ve yenilenmeye açık olabilir, yeni bir egzersiz deneyebilirsin.
Neden yirmi dört saatlik döngülere hapsolup kendimizi zorluyoruz ki? Her şeyden önce kendimize neyin iyi geldiğini, ne zaman iyi geldiğini fark ederek yaşasak? İşimizi, planımızı, hayat programımızı kendimize özgü ritimimize göre düzenlesek daha huzurlu, daha yaratıcı, daha üretken hissetmez miyiz?


İyi ki bu mecra var özlemişim okumayı 💜 mekaniklik güzel değil, me time yapabilmek için günümün 24 değil 48 saat olması gerekiyor tabi çalışma saatimin ikiye katlanmaması koşuluyla. Bak bugünümden örnek veriyorum sabah 07.00 kalkış kahvaltı hazırlama 08.00 iş yerine varış 12.00 de çıkış yarım saatten hızlıca karın doyurma, hooop 125 km öteye sınava gir sınavdan çık 125 km beriye eve gel saat 18.30 oldu. Aaaa bugün 15. Evlilik yıldönümümüz hadi yemeğe gidelim, bir duble rakı içeyim bari keyiflendim. Eve geliş 21.00 koltuğa sakız gibi yapışmamak için kendimi zor tutuyorum. Kızçe içeride ödevlerini yapıyor. Banyoya gitsem kesin yıkanacak çamaşır bulurum ama onların varlığını bugünlük inkar edip substackte seni okuyup yorum yapmak geldi içimden çünkü hormonlarım, keyfim ve kahyası böyle istedi. Çamaşırlar yarını beklesin ya da ilk söylediğim gibi gün 48 saat olsun ben ok’im 😂😂😂
Sabah beşte uyanıp, dinç şekilde günü geçirenlere öyle özeniyorum ki. Zira ben esneyerek günümü zehir ediyorum kendime