Öyle işte
Gündem izin verse sadece havadan sudan bahsedecektim…
Caddeleri portakal çiçeği, sofraları anason kokan şehirden geldim.
Mor salkımlarının, mimozaların açtığı mevsimde İzmir’de olmak ne güzeldi…
Ne vakittir deniz kokusuna aş eriyordum, İstanbul’daki iş seyahatini fırsat bilip üç günlüğüne de olsa, dönüşte viral enfeksiyonla haşatım çıkmış da olsa, İzmir kaçamağı çok iyi geldi.
Bahar her şehirde mi güzel yoksa ben bir bahar çocuğu olarak her coğrafyanın baharını ayrı bir coşkuyla kucaklıyorum?
Brüksel, yapraklarını dökmüş ağaçların kasvetli havasından silkinmiş, yeşil entarilerini giymiş. Bir de güneş yüzünü gösterdi mi, var ya, renklerin ışıltısından gözlerin kamaşır, bu şehre “güzel” bile diyebilirsin.
İş görüşmesi için Belçika’ya davet edilmiştim. Aylardan Şubat, hani “hangi ayda Belçika’ya gelmeyelim” diye sorsalar hiç düşünmeden söyleyeceğim ay. Havaalanından beni alan şoförün yanına oturmuştum, maksat yolda sohbetle vakit geçsin, benim gibi başka adaylar var mı, neler oluyor, öğreneyim. Flaman şoför çok hoşsohbet biri çıktı da yolun nasıl geçtiğini anlamadıydım. Dönüşte, iş teklifi aldığımı, düşüneceğimi söyledim kendisine, belki de İlker’den önce ilk ona söylemiş bile olabilirim.
Şoför, biraz mahçup “bizim ülke aslında güzeldir, böyle kasvetli filan görünüyor ama Mart Nisan geldi mi, yeşillenir, güzelleşir. Sakın bugünkü havasına bakarak reddetmeyesin” demişti, İzmir dönüşü kulaklarını çınlattım şoförün.
Vay be neredeyse on sene olmuş…
Geçen bu on yılda, memleketten ayrılmış ama hiç kopmamış hissediyorum. Ailelerimiz ve arkadaşlarımızdan oluşan kocaman bir sevgi var orada. Her daim kucaklandığını, kabul edildiğini hissettiğin bir fanus. O fanus, biz orada yaşarken de vardı, lakin fanusun dışında yaşananlar artık bize iyi gelmiyordu, o fanus bile bizi koruyamıyordu.
Şimdi on sene sonra, kendimi hala o fanusa ait hissederken, memlekete ne kadar yabancılaştığımı fark ediyorum, o fanusa hiç olmadığı kadar tutunuyorum.
Geçen on senede, küçük amerika olmaya birkaç adım daha yaklaşmış olmamızı kalbim elimde izliyorum, uzaktan… Elif’in dediği gibi, yıllardır dediğimiz gibi, erkek şiddetinin bu kadar meşrulaştığı bir ortamda, ne bekliyorduk ki? Sonunda “bize gelmez, bize olmaz” dediğimiz amerikalardan duyduğumuz okul katliamları, bize de geldi, bize de oldu. Erkek şiddetinin gelmediği bu nokta kalmıştı, o da oldu.
Gündelik tek derdin hangi çöpün hangi poşete atılacağı, hangi poşetin hangi gün kapının önüne konabileceği olan bir başka memleketten, eli kalbinde bir ergen anasından selamlar saygılar.
Not: Bu görsel işte o gündelik derdi temsil ediyor. İzmir’e gittiğim için kaçıracağım “çöp toplama” gününe çareyi caddelerdeki küçük çöp kovalarına tıkıştırmakta arayan benim gibi sivri zekalılara karşı önlem bile almışlar. Bak bak bak adamlar sen çöpünü gününde çıkar diye önlem alıyor.






deniz kokusu ve bahar gibisi yok🌸🌊💙
Bahar her şehirde çok güzel bence🌸🌸🌸