Leonard ve Hevesli Paul
Kitap yorumu naçizane…
Yağmur dinecekmiş, üç gündür ortalığı birbirine katan fırtına yağmur bulutlarını alıp götürecekmiş de yağmur bırakmayan bulutlar düşecekmiş payımıza.
Halbuki Ekimin ilk günleri ne güzeldi… Cuma akşamı tüm gün süren toplantının ardından, kendimi yağan yağmurun altına atmasaydım, huzura eremeyecektim.
Ben Yeliz, ben bir pluviofilim. Yani yağmur yağdığında huzur hisseden bir insanım.
Ekim’e yağmurla girdik, bu defa bir aydan fazla uzak kalacağımız muhterem kocamı bugün İzmir’e uğurladık ve kaldık bizim ergen oğlanla baş başa.
Ergen oğlan demişken yüzümde ☺️ gülümsemesi ile okuduğum, “Leonard ve Hevesli Paul” kitabına başlarken daha, karakterleri bizim oğlanla bağdaştıracağımı biliyordum. Kitabın ismiyle aynı adlı kahramanları otuzlarında bekar ve aileleri ile yaşayan erkekler. Son yıllarda hem Avrupa’da hem de memlekette gittikçe artan “ev genci” gerçeğini konu alan bir roman olduğunu sanıyordum.
Ne yalan söyleyeyim, ben bizim ergenin ileride bir ev gencine dönüşeceğinden fena halde tırsıyorum. İşaretler her yerde! Nasıl görmezden gelebilirim?
Geçtiğimiz günlerde, İlker’le laf arasında kırkıncı evlilik yıldönümümüzle ilgili bir plan yapıyorduk. Arca fena halde bozuldu. Plan neden iki kişilikmiş? “Evladım sen o vakit otuzunu geçmiş olacaksın ya… sen dahil olmak istemezsin diye düşündük” diyecek olduk, şaşırdı “niye ki ben sizinle yaşamayacak mıyım?”. Haydaa…
Belli ki Arca’nın bizim evden gitmeye niyeti yok. Evin tavan arasını, ebeveyn dairesine dönüştürmemize de bozuldu. “Ya Arca allah aşkına iki sene sonra üniversite, iki sene için mi sana göre ayarlayacaktık koca katı?” Diye soruyoruz, teessüflerini bildiriyor, ne yani istemiyor muymuşuz onu?
Peki…
Leonard ve Hevesli Paul de aile evinde aileleriyle yaşamaktan müthiş keyif alan iki arkadaş. Bütün romanı Paul’ün ablası Grace’in kafasıyla okudum, ta ki, Paul’ün anı yaşamaktaki ustalığını ve bundan sebep gelecek kaygısı hissetmemesini (yani bugünden hissetmemesini) kavrayıncaya kadar. Paul ablasına kısaca, başımıza gelince bakarız diyor. Belki de hepimiz böyle yapmalıyız.
Paul’ün anne babasını Paul’le yaşamaktan bıkmış bir çift olarak hayal etmiştim ama tam tersi. Paul’ün varlığı ilişkilerinin denge unsuru gibi. Oynatmaktan imtina ettikleri bir denge.
Romanın en güzel kısmı, iniş çıkışlarının olmaması. Çatışmaların bile bir bilgelik sakinliğinde ele alınması.
“Leonard ve Hevesli Paul” beklentilerimin ötesinde keyifli bir okuma sundu bana ve takılıp kaldığımız kalıpların ötesinde mutluluk ve huzurun var olabildiğini gösterdi. Tıpkı yağmur altında hissettiğim huzur gibi…



aileleriyle geçirdikleri zaman konusunda aslında ne kadar farklı bir bağ kuruyorlar değil mi? Dul ve yaşlı anneyle de leonard i okurken "hiç kimsenin aklına iyi arkadaş oldukları gelmezdi" gibi bir kısım vardı. Ya da Paul da ablasına "ben onlarla zaman gecirmeyi onlara zaman ayırmayı seviyorum" derken de... Benim pek aşina olmadığım bir yaklasimdi. Sanki ergenlikten sonra aileden kacilmasi gereken bir yaklaşım varmış bu kitap da burada yeniden bir dostluk üretebilecegini gösterdi gibi olmuştu. Ama sizin durumunuzda da bu kadar benzerlikle kesin bambaşka bir okuma olmuştur 🤭
Bugün bu kitabın İngilizcesini yazarından imzalı Brüksel Waterstones mağazasında buldum ve Türkçesini okumama rağmen aldım🥰 Yeni bir okuma olur…