Kısacık
Yağmurun sesiyle yazmak…
Aslında papatya çayımı yatağa götürüp okurken içerim diye düşünmüştüm. Yolda çalışma odası gözüme ilişti, masanın üzerinde paçasını kısaltmak istediğim indirimden aldığım yeni pantolonumun paça boyunu kuruttuğum sabunla markalamış, bırakmışım.
Elde dikiş dikmeyi ortaokulda bıraktım. Galiba terzi olmakla ilgili çocukluk hayalimi bıraktığım zamanlardı. Doktor olayım demiştim, o işte de dikiş var.
En son annemin artık kumaşlarından saç tokası yaptığımı hatırlıyorum. Nerden baksan otuz sene olmuş, özgüvenim biraz zedelenmiş durumda, youtube videolarından öğrenip uygulamam lazım.
Pantolondan sonra gözüm okuma koltuğunun yanında yerde kule olmuş kitaplara takıldı. Gün içinde ne zaman vakit yaratsam kendimi bu koltuğa atıp kitap okumuştum. Yapılacak listemde Şubat ayının ilk günü bir romana başlamak vardı, sonra kalanları düzgünce raflara dizecektim, her birini bir güzel karıştırmış, öylece bırakmışım.
Buraya kadar ne kadar düzenli!!! bir insan olduğumu anlamışsınızdır. Ne yapayım dağınık seviyorum ve gönül rahatlığıyla dağıtacağım tek oda burası, zira muhterem kocam düzen sever, düzeni sağlayacak diye kendini yormasın diye evin diğer kısımlarının düzenine itina ediyorum.
Kitaplardan birini seçeyim diye koltuğa oturdum, yağmur başladı. Geç vakit gece sessizliği… camda nasıl da keyifli tıkırtılar çıkarıyor, alacağı olsun. Şuracıkta çayımı içerken birkaç paragraf yazayım dedim, buradayım.
Ocak ayı Aralık’tan farksızdı bizim hanede. Hafta sonları yatılı misafirlerimiz vardı, ufak şehir dışı kaçamakları, bolca sohbet, çokça yemek içmekle geçti gitti.
İyi geldi. Bana insanlar hep iyi geliyor. Evet ara sıra o kendime dönme, kabuğuma çekilme ihtiyacı geliyor ama bugün gibi ev kuşu pazar günleri tam da bunun için var, değil mi ya?
Ben günlüğüme özellikle hafta sonları yapılacaklar listesi yazarım, tuhaf olduğumu söylemiştim. Yazmam lazım, yoksa unutuyorum, kahrolsun beyin sisi! Yazık ki listelerimi pek gerçekçi hazırlayamıyorum. Hep bol keseden. Halbuki listelerimizi yaparken ya da yapılacakların ne kadar zaman tutacağını hesaplarken hep yüzde otuz pay bırakmamız gerekirmiş.
Bugünkü listemde İlker’le İzmir’e gitmeden önce halledilecek birkaç iş (bahçe kulübesi kararı, kahve makinesi seçimi, organikçiden gıda siparişi …), hafta içi yemek hazırlığı, brownie, spor, fön çekmek, manikür yapmak ve paça kısaltmak vardı.
Ben yine pay bırakmamışım, paça işi güme gitti. Sağlık olsun…
Bu arada uykum geldi ve kitabımı da seçtim: Ayfer Tunç - Annemin Uyurgezer Geceleri

Kendimi bildim bileli bir to do list’im olur, yaptıkça yanına tik koyup minik zaferlerim gibiler. Ama bence hepimiz bu yapılacak işler konusunda kendimize hoyrat davranıyoruz, 12-13 yaşlarına kadar bebeklerime elbiseler diker, kendime tokalar yapardım, ama o kadar. Doktor olmak dikiş atmayı sevdirmiyor inan, sadece mecbur kalırsan nasıl bir dikiş atarım bakış açısı kazandırıyor, becerikli terzileri çok sevelim, kıymetlerini bilelim. Umarım çok yakın bir tarihte gelmiyorsunuzdur, zira önümüzdeki 10 gün İzmirde de güneş yok bolca yağış var. İnsan severim, ama kendimle başbaşa kalma fikri beni inanılmaz cezbeder. İki hafta sosyalleşsem 3. Hafta kaçıp saklanacak bir kuytu ararım kendime. Kitap seçimi çok güzel benim de okunacaklar listemde ama bu ay önce şu bitmek bilmeyen tezimi halletmek için kolları sıvıyorum. Sevgiler 🌺
Yeliz, ben kitaba bayıldım, bakalım sen de sevecek misin ?