Bir yıldır evet tam bir yıldır substack hesabım var. Blogcu Anne Elif sayesinde bu platformdan haberim olmuştu. Yazmayı seven insanların dostu bir platform olduğunu fark edince hemen hesap açmıştım ama araya öncelikler girdikçe, “yapılacaklar listesi”nin ilk sıralarına bir türlü yerleşemedi.
Amaç yazmak ve yazdıklarını paylaşmak olunca, hali hazırda 2008’den beri aralıksız yazdığım blogum: Günün çorbası pek ala işimi görüyor. Orada kendimi bir sahil kasabasının tek barının barmeni gibi hissediyorum, müdavimlerim var ve onlarla hoşbeş etmek çok keyifli.
“E kal orda! Burada işin ne?” Diye soranlar için şöyle anlatayım.
Öncelikle oradaki yazılarımı şimdilik buraya taşımayı düşünmüyorum yani orası devam. 16 senem var orada, hayatımın üçte birini yazmışım, kapatır mıyım?
Ama asıl sebep başka. Blogspot zaman içinde teknik olarak çok zorladı beni. Uzun bir süre yazılarıma gelen yorumlara cevap yazamadım, sayfamı istediğim hale getiremedim. Ayrıca Blogspotun bir platform olduğunu düşünmüyorum. Yazdıklarımın çok daha fazla kişiye ulaşabileceğine inanmıyorum, sen ben amcaoğlu bacım akrabam gibiyiz.
Hem ben artık İngilizce de yazmak istiyorum. Günümün çoğunu İngilizce konuşarak geçiriyorum, arkadaşlarım başka milletlerden insanlar, üstelik İngilizce yazdığınızda daha geniş bir kitleye ulaşabiliyorsunuz, diye düşünüyorum ve bunu deneyimlemek istiyorum. Nereye gider, hep birlikte göreceğiz.
Ve hayır maalesef, blogspotun alternatifi Instagram değil. Bence Instagramın çok affedersiniz boku çıktı. Algoritmasıymış, yok efendim yüzünün çıktığı fotoğraflar keşfette çıkarmış filan, geçin bunları. Ben yazdıklarım okunacak diye göbek atamayacağım, ya da profil fotoğraflarından oluşan bir sayfayla uğraşamayacağım.
Bilirsiniz, Facebook insan psikolojisindeki güvenlik açığından faydalanan bir hacker tarafından geliştirilmiş bir uygulama. Mümkün olduğunca zamanımızı ve bilinçli dikkatimizi tüketmek üzere tasarlanmıştı ve bir süredir Instagram bu zihniyetin elinde. Yani blogların canına okudu Instagram ama bloggerları taşımadı ki, bloggerlığı da öldürdü. Üstelik Türkiye’de kapalı olduğu süre boyunca fark ettik ki, meğer Instagram sadece ekmek kapısıymış. (Olabilir bu arada, her kör satıcının bir kör alıcısı olacak tabii, sadece ben burnumuza sokulan linklerin bu kadar farkında değilmişim)
Uzun lafın kısası, hem günün çorbası blog tadında yazmak, hem ta blog zamanlarından ya da yepyeni yazarlardan yazılar okumak, hem de İngilizce yazmayı deneyimlemek için bundan sonra bu platformu kullanmayı seçiyorum, hayırlara vesile olsun.
Yorum bırakmak istersen ya da “hoş geldin” demek …


Hoşgeldin, ben her yerden okurum seni, hep takipteyim.❤️
Hoş geldiniz :) ⭐️🌿