Daldan dala
Gurbetçilik, ahbaplık üzerine düşündüğümdür.
Pazar görünümlü pazartesi sabahına (dün Pentakost bugün de onun ertesi dolayısıyla tatil) müthiş bir sakinliğin hakim olduğu saatlerde uyandım. Her zamanki gibi altı buçuk civarı.
Arka komşunun dün öğleden sonra başlayan home warming partisi (buralarda yeni ev alanların tanıdıkları herkesi davet ettikleri bir parti geleneği. Bizim ev tebriği ziyaretlerinin topluca yapılanı) geceyarısına kadar sürdüydü, neşeli bir gürültü ama yaşlanıyorum herhalde en son “kafam şişti” diyerek içeri kaçmıştım.
Muhterem kocamla “party animal” olmadığımıza karar verdik, bu vesileyle. Biz bir, bilemedin iki çifti ağırladığımız bol sohbetli, yemeli içmeli davetleri seviyoruz.
Hava sıcaklığı, otuz dereceye çıkınca masum Avrupalı ne yapacağını şaşırıyor. Marketler barbekü konseptine o kadar hızlı geçiyor ki, başın döner. Hemen her evin terası duman altı. Çocuk havuzları şişiriliyor, çocukları eve sokmanın başka çaresi yok. Komşular hep kapı önünde, hoşbeşte. Güneş çıkmasa bu kadar kalabalık bir mahalle olduğunu fark etmezsin.
Güneşli bir günde mahalleliyi, bebeğin uyuduğu o kısacık zamanda ne yapacağımı şaşırdığım (özbakım mı, ev işi mi, okumak mı, ya da sadece uyumak mı…) yeni anneliğimin telaşlı hallerine benzetiyorum. Bazen ne yapacağına karar vereyim derken, hiçbir şey yapamadan bebeğin uyanıverir.
Bu telaşlı hallerimizden biri de, muhterem kocamın kısıtlı zamanda evde olduğu birkaç hafta.
Yeğenim Duru’nun son parti Maastricht’ten Den Haag’a taşınacaklarının ayarlanması ve mobilyalarının kurulması, keyifli havalarda bu hafta sonu olduğu gibi mangal davetleri planlamak, bahçeye dikilecek mevsimlik çiçeklere karar vermek, evin son boş kalan alanına gym kurmak ve hazır İlker evdeyken iş seyahatlerini araya sıkıştırmak..
Evet bugün tatil ama ben öğleden sonra İtalya’ya gidiyorum, hatta an itibariyle havaalanından bildiriyorum. Boardinge bir saat kala havaalanında olmak gibi bir adetim var. Bu, bana iki gün boyunca yapacağım müşteri ziyaretleri için Belçika çikolatası alışverişi, uçağa bineceğim kapı belli olasıya kadar soğuk bir bira içmek ve blog yazmak için vakit veriyor.
Buradaki hayatımdan ufak tefek ayrıntılar verirken, okuyanların gözünden “oralara gitti, tuzu kuru” gibi yargılamalar oluyor mudur diye düşünmeden edemiyorum. Olabilir. Bazen ben de kendimi Türkiye’de yaşayan arkadaşlarımı takip ederken “bak ben de kalsaydım, kariyer, para bakımından daha iyi olacaktım” diye düşünürken buluyorum. Belki mental olarak da kolay olacaktı her şey. Memlekette olan bitenlere bağışıklık kazanmış olacaktım, belki… Kim bilir?
Kendimi yokladığımda, buraya taşınma kararımızdan ne kadar emin olduğuma karar versem de, bazı ufak tefek hadiseler sayesinde gurbetçilik refleksini fark ediyorum.
Geçen yazdı, Linkedin’den takip ettiğim, pazar yazılarını kaçırmadığım birisinin Belçika’ya taşınacağını öğrenince hemen mesaj attım, telefonumu verdim, bir de dedim ki “bir şeye ihtiyacınız olursa mutlaka arayın”.
Hanımefendi, tüm hanımefendiliğiyle telefonunu iletti ve “mutlaka görüşelim” diyerek mesajlaşmayı tamamladık.
İletişim bilgilerimizi paylaşmanın verdiği güvenle, kendisini Instagramdan da takip etmeye başlayınca bir anda bam! Ampul yandı, yanmakla da kalmadı patladı.
Damla hanım meğerse bizim yeni büyükelçinin eşiymiş.
Bu keşfimi anlatınca, İlker benimle çok dalga geçti, “sen” dedi, “büyükelçinin eşine” dedi, “bir ihtiyacınız olursa mı dedin” dedi…
Ben o utançla aylardır takibimi sessizlikle yapıyor, densizliğimin üzerine zaman külleri yağsın diye bekliyordum. Normalde bu hadiseyi “Arca oğlum senin annen bir salaktı” serisine eklemeyi düşünüyordum. Ama sonra Damla hanım beni bir etkinliğe davet etti, ben de tabii ki davete icabet ettim, hem birbirimizi yazılarımız aracılığı ile değil de, yüz yüze tanımış olacak, hem de kendisine bu densizliğimi söyleyebileceğim harika bir fırsat olacaktı, zaman küllerini serpmişti, artık gülüp geçebilirdik.
Daha iyisi oldu, yalnız olmadığımı öğrendim o akşam! Evet benim gibi aynı refleksle Damla hanıma mesaj atan bir başkasıyla tanıştım.
Yalnız olmadığını bilmek harika bir duygudur, özellikle gurbette. Gurbet kuşu romantizmine girmek istemiyorum ama bizim girişimimizin gurbetçilik refleksiyle, o birbirine bağlanma ihtiyacı ile ilgisi var.
Bu ihtiyacı, günlük koşuşturmanın içinde fark edemiyorsunuz. Ne zaman birkaç arkadaşınızla buluşsanız, bir etkinlikte kendiniz gibi birileriyle tanışsanız, ancak o zaman anlıyorsunuz, aslında birbirimizle ahbaplık(*) etmeye ne kadar ihtiyacımız olduğunu…
Benim gibi çevrim içi ortamlarda (öncelikle 2008’den beri blog, sonra instagram ve linkedin aracılığıyla) arkadaş olabilme becerime şaşıran muhterem kocama bunu bir türlü anlatamıyorum. Halbuki, Belçika’yı bana anlatanlar aslında hamilelik zamanından beri blog aracılığı arkadaşlığım olan Yeşim ve Evrim. Onlarla katı gıdaya geçişi yazışırken geçen hafta bizim evde, çocuklarımızın üniversite seçimlerini irdeliyorduk.
Demem o ki, nasıl bağlandığınız önemli değil, önemli olan size yalnız olmadığınızı hissettirecek ahbaplarınızın olması.
(*): bahsettiğim etkinliğe konuşmacı olarak katılan Prof. Sinan Canan “networking” tanımına Türkçede bir en çok “ahbaplık” kelimesinin yakıştığını söylemişti, bence cuk oturdu.



Blogumu 2009'da açmıştım (hala blogspotta olmak boomer olduğumun göstergesi midir acaba?), o artık bir ergen, hatta yavaş yavaş genç oluyor. İlk takipleştiklerimden biri de sendin, günün çorbasını içmek, Arca'nın portakalda vitaminlikten ergenliğe geçişini izlemek (delikanlılığı da nasip olur inşallah), ülke değiştirme maceranızı okumak arkadaş sıfatı kazandırmaz mı yüzyüze gelmesek de. Geçen gün bu konuda yazıştık yine bir blogdaşım ile, normalde çok yakın dostlarımla paylaşmayacağım şeyleri blogdaşlarımla paylaşmak ayrıca şaşırtıcı. Bu mecralar her zaman zehirlemiyor insanı, bazen çok mutlu ediyor. Çok sevgiler Yelizcim...
Gülümseyerek, çok keyifle okudum. 💛 Yalnız, bir konuya takıldım... Yazıda adı geçen Damla Hanım, Belçika'ya hangi nedenle yerleştiğini açıkça duyurmamışsa, ona "bir ihtiyacınız olursa buradayım" demeniz en değerli "gurbetçilik adabı ve dayanışması" değil midir zaten? 🙏
İlham verdiniz... Ben de bu konuyla ilgili bir ara yazayım.
Sevgiler